Şampiyonluk, Allah`ın izniyle Sivas`a hayırlı uğurlu olsun
Sivasspor,
iki sezondur inanılmazı gerçekleştirdi. İlk defa dört büyükler dışında bir
takım, ligin ilk yarısını, üst üste iki sezon lider tamamladı. Bu, sıradan bir
başarı değildi. Hiç şüphesiz bu başarının en önemli mimarı teknik direktör
Bülent Uygun`du. Altı sezon önce menajer olarak kulübün kapısından içeri giren,
son iki buçuk yıldır takımın teknik direktörlüğünü yapan, asker selamıyla
futbolseverlerin gönlünde taht kuran Bülent Uygun. Her şeyden önce Sivas;
Trabzon, Eskişehir, Bursa gibi bir futbol şehri değil. Şehrin bugüne kadar Türk
futboluna sunduğu yıldız diyebileceğimiz bir oyuncusu bile yok. Dillere destan
taraftar kitlesinin varlığından da söz edemeyiz. `Başarı şehre değil de Bülent
Uygun`a ait` dememizin sebebi bu işte.
Peki, Bülent hoca nasıl başardı? Kendi ağzından dinlemeye ne dersiniz? Antrenmanlarda mehter marşı eşliğinde futbolcuları hazırlamasıyla mı, sahadaki taktiğiyle mi, yoksa saha dışı unsurlardan yararlanmasıyla mı?
Bu soruyu cevaplarken bandı en geriye sardı Bülent Uygun. Onu dinledikçe, `başarısızlık kaderimiz` diyen diğer Anadolu takımlarının nasıl ofsayta düştüğünü daha iyi öğrendik. Sistemsizlik üzerine bina edilen Türk futbolunun başkanlarına, teknik direktörlerine ve hakemlerine de söyleyecekleri vardı Bülent hocanın.
ZORLU FİKSTÜR, TEKNİK DİREKTÖR YAPTI
Bülent Uygun, altı sezon önce kulüp kapısından içeri girdi. Takım bir alt kümedeydi. Hedefi üç yıl menajerlik yaptıktan sonra hoca olmaktı. İsmail Kartal`la takımı Süper Lig`e çıkarttı. İsmail hoca istifa etti. Takımın başına Alman Werner Lorant getirildi. Menajer Bülent`in gözü Lorant`ı pek tutmadı. Sonra Çek Karol Pecze geldi: `O iyi hocaydı. İyi insandı. Ama başaramadı. 13 haftada 13 puan. Baktık işler kötü. Bizim başkan görev başında uyuyan bekçiyi bile kovmaz. Dedim `Başkan düşüyoruz!` Zor ikna ettim, Lorant`ı gönderdik. Başkan dedi `Şimdi ne yapacağız?` Fikstüre baktık. Beşiktaş, Fener (kupa), Trabzon, Galatasaray ve Ankaragücü maçları var. Dedim ki şimdi kimi getirirsek getirelim bu maçların altından kesinlikle kalkamaz. En iyisi ben eşofmanları giyeyim. Devre arası da bir hocayı transfer ederiz. Başkan kabul etti.`
Aslında Bülent hoca, kendisini feda etmişti. Çünkü kendisi sezon sonu hoca olmayı düşünüyordu. Eğer bu maçlardan istediği sonuçları alamazsa ilk hocalık deneyimi hüsranla bitecekti. Oyuncuların menajer olarak her şeyiyle ilgilenen Bülent, şimdi onlardan kendisi için oynamaları ricasında bulundu. Beşiktaş`ı deplasmanda yendiler, kupada Fener`e yenildiler. Sonra içeride Trabzonspor ve Ankaragücü galibiyetleri ile alt sıradan iyice uzaklaştılar. İşler iyi gidince Bülent hoca sezon sonuna kadar devam etti. Sondan ikinci sırada aldığı Sivasspor sezonu altıncı bitirdi.
Geçtiğimiz sezon ise Sivasspor`da her şey daha iyiydi. İlk yarıyı lider bitirdiler. Hatta ligin zirvesini son haftalara kadar zorladılar. İçeride oynadıkları G.Saray maçını kazansalar şampiyon bile olabilirlerdi. Bu sene ise Sivasspor herkesi şaşırtmaya devam ediyor. Yine ilk yarıyı lider kapadılar. Hiçbir Anadolu takımının yapamadığını yaptılar. Başarı sürekli hâle mi geliyordu? Bülent hocanın elinde sihirli değnek mi vardı? `Sihirli değnek falan yok. Yirmi yıllık birikim var. Ben futbol oynamaya başladığımda babam bana `oğlum bitirince teknik direktör olacaksın, ona göre kendini yetiştir` diye nasihatte bulunmuştu. On sekiz yaşımdan beri hep bu hedef doğrultusunda kendimi yetiştirdim. Bugün de meyvelerini topluyorum.`
Bülent hoca, bugüne kadar hiçbir çalıştırıcının yapamadığını yaptı. Mazeretlere sığınmadı. Bir Anadolu takımında, mütevazı imkânlarla da başarılı olunabileceğini gösterdi. Peki, onun farkı neydi? Antrenmanları mehter marşı eşliğinde yaptırmasından ya da idmanda horon havası çaldırmasından daha fazla bir şeylerin olması gerekiyordu...
Söz onun: `İnananlar inandıklarını başarmıştır. Ben inanıyorum. Ama inanırken kurduğum hayalleri başarmak için de var gücümle çalışıyorum. Araştırıyorum. Üretiyorum. Üretirken olayları çözüyorum. Ben teknik direktörlük kavramını değiştirdim. Ne yapıyorum? Futbolcu Bilica`nın çocuğu hasta, kan bulunması lazım. Beşiktaş Çarşı Grubu`nu arıyorum. `Dostlar, benim futbolcuma kan lazım` diyorum. Yüz ünite kan geliyor. Futbolcum diyor ki `Bülent hoca kanımla, çocuğumla ilgileniyor.` Dönüyorum, bilmem kimin arsa problemi oluyor. Hallediyorum. Bir tanesi arabasını galericiye kaptırıyor. Galerici şekil yapıyor. Gidiyorum, on dakikada problem halloluyor. Sivas`ta dikim evi kapanıyor. 900 insan işten olacak. Gidiyorum, Genelkurmay Başkanı`nın ayağına kapanıyorum. `Paşam, kapatma. Bu insanlar buradan geçiniyor. Kapatırsan hepsi aç kalacak.` diyorum. Orayı kapattırmıyorum. Avusturya`da iş adamı arkadaşım var. Gel Sivas`a beş yıldızlı bir otel ve alışveriş merkezi yap diyorum. Geliyor. Ben sadece hocalık yapmıyorum.`
ADALET, BAŞARININ TEMELİDİR
Bülent hocanın bu anlattıkları sıra dışı ancak tatmin olmuyoruz. Biz yine de meşin yuvarlağı sahaya getiriyoruz. `Benim bir sözüm var: `Adalet adalet diye bağıran adaletsizlerin yanında durmaktansa, adaletsizce ölmeyi tercih ederim. Gerçek adaletin de kendi vicdanları olduğunu bilmeyenlere güler geçerim.` Ben çocuklara şunu söyledim. Ben adaletli olacağım. Hanginiz çalışırsa formayı o alır. Ha şu var: Sistem gereği 4-4-2 değil de 4-4-1-1 oynamam gerekiyor. Orada forvetten birini keserim. Sen hak ediyorsun ama sistem bu maç için böyle. Şimdi dört tane stoperim var. Biri Bilica. Geçen sene Romanya`nın en iyi stoperiydi. Bu sezon inanılmaz oynuyor. Biri Diallo; Gine Millî Takımı`nda. Sedat bizim A Millî Takımımızda. Murat var, A2 Millî Takımı`nda. Hepsi iyi oyuncu. Çık işin içinden. Ben ne yapıyorum? Bir hafta birini, bir hafta birini oynatıyorum. Adaletli oluyorum.`
İşin sırrı, bu söyledikleriyle sınırlı değil Bülent hocanın. O, takımındaki sevgi ortamının da başarıda önemli olduğunu vurguluyor. Oyuncularını asker, kendisini de bu askerlerin başındaki general olarak görüyor. Bu başarısını diğer Anadolu takımlarında da tekrarlayabileceğini söylüyor. Ancak forma rengi sarı-lacivert, sarı-kırmızı, bordo-mavi, siyah-beyaz olursa işin rengi de değişiyor. Orada dağ gibi sorunların üstesinden gelmek, yüklenen misyonu kaldırabilmek çok önemli. Sivasspor`da ise arkadaşlık, samimiyet üzerine bina edilmiş bir ortam var. Bülent hoca, `bu sevgi ortamının` takımı başarıya götürdüğünü düşünüyor. `Sevgi ve saygı bize başarı olarak geri geliyor. Yapabileceğinizin üzerinde başarı yakalıyorsunuz. Dört büyüklere baktığında, ne sevgi ne saygı var. Sizi eleştiriyorlar. Her an bir şeyler olabileceğini biliyorsunuz. Sivas`ın 20 bin seyircisi var. Ama seyirci baskısı yok. Taraftarın sana küfretmiyor. Ama büyüklere geldiğin zaman tribünde 50 bin taraftar var. Bunlar 20 milyonluk camialar. Medya, hakemler, sokağa çıkamamak gibi sorunları sırtına alacaksın. Her futbolcu dört büyüklerde oynayamaz. Dört büyüklerde oynayan oyuncu bu sıkıntıları göğüslemesini bilecek, bunun yanında yeteneklerini de sahaya yansıtacak.`
Bu noktada, `Sivasspor`a Fenerbahçe forması giydirirsek bu başarının daha fazlası gelir mi?` sorusu akla geliyor. Bülent hoca, yukarıdaki sebeplerden dolayı daha fazla başarı gelir demiyor: `Benim takımımdaki her futbolcu büyüklerde oynayamaz. Rakam vereyim. Üçü oynar, sekizi oynamaz. Onun için Fener forması giyseler daha başarılı oluruz diyemeyiz. Bizim şu an ligin zirvesinde olmamızda şu unsuru da gözden kaçırmamak gerek: Rakiplerimiz bize karşı oynarken maça yüzde 60 civarında konsantre oluyor. Ancak aynı takım F.Bahçe`ye karşı oynarken konsantrasyon oranı yüzde 90`ın üzerine çıkıyor.`
SİSTEMSİZLİK ARTIK MAZERET DEĞİL
Sıkı durun, şimdi Bülent hoca, daha can alıcı bir konuya parmak basıyor. Ona göre Anadolu takımlarının beklenen çıkışı yapamamasının tek sebebi sistemsizlik: `Türkiye`de futbolda sistemsizlik sistem. Ben şimdi hasbelkader başkan seçildim. Birkaç kötü sonuçtan sonra seyirci mırın kırın ediyor. Transfer istiyor. Başkanın bir bilgisi, bir sistemi olmadığı için o hengamede üç beş transfer yapıyor. İş yine kötü gidiyor. Başkan iyice panikliyor. Al sana bir transfer daha. Milyonları boşuna harcıyor. Böyle olunca da Zonguldakspor amatör kümeye düşüyor, Malatyaspor hacizle boğuşuyor, Sakaryaspor, Rizespor gibi takımlar İkinci Lig`de oynuyor. Ama başkana hiçbir şey olmuyor. O verdiği parayı bir güzel geri alıyor. Kimse de bu sistemsizliğin hesabını sormuyor. Böyle bir düzen olur mu Allah aşkına?`
Uygun`un Sivas`ta fark oluşturmasının bir sebebi de bu sistemsizliği ortadan kaldırması. Özellikle transfer politikası Anadolu kulüpleri tarafından örnek alınabilecek güzellikte. Bu politikayı şöyle özetleyebiliriz: Kaliteli oyuncuyu bulup ucuza almak. Tabii bunu yapmak öyle kolay değil. Bülent hoca bunun için oyuncu izleme komitesi kurmuş. İkisi yurtiçinde, üçü yurtdışında olmak üzere beş tane profesyonel elemanı var. Dünyanın ve Türkiye`nin çeşitli yerlerinde oyuncular izleniyor. Haklarında bilgiler toplanıyor ve Bülent hocaya iletiliyor. Bülent hoca da oyuncuları son bir kez izleyerek transfer için onay veriyor. Transferde hata yapma ihtimali çok aza iniyor. Hata yapılsa bile bu oyuncular alınırken aracıların sayısı minimuma indirildiği izin ucuza mal ediliyor. Dolayısıyla kulübün kasasını sarsacak bir problem yaşanmıyor.
En somut örnek, takımın defans oyuncusu Mamadou Diallo. 50 bin Avro bonservis bedeli ile alındı. Bu oyuncuya kulübün ödediği para ise sadece 75 bin Avro. Bursaspor`un 1 milyon dolar vererek oyuncu transfer ettiği bu düzende Sivas`ın, daha doğrusu Bülent hocanın sistemi kulüplerin yararına değil de ne? Bülent Uygun, kulübün borçlandırılmasına da karşı: `Ben sistem kurdum. Benim yerime gelecek arkadaş aynı tarzı değiştirmediği sürece başarı devam eder. Sivasspor ilk üçe giremezse bile ilk sekizden aşağı düşmez.`
Bülent Uygun, `Sivasspor beş-altı yılda buraya gelmişse, ekonomi ve seyirci potansiyeli olarak bizden daha iyi birçok Anadolu takımının şampiyon olması gerekirdi.` diyor. Diğer Anadolu takımlarının bu başarıyı yakalayamamalarını da `sistemsizliğe` bağlıyor. `Anadolu takımlarının mazeretlerini elinden alıyorsun!` dediğimizde de hiddetleniyor: `Artık mazeret yok. Ben mazereti kabul etmiyorum. `Düzen böyle, bu düzende devam edelim` devri artık bitsin. Bitsin ki Türk futbolu ileri gitsin.`
YABANCI FUTBOLCU SİVAS`A NASIL GETİRİLİR?
Bülent hoca menajerlik de yaptığı için Sivasspor`a futbolcu getirirken yaşadığı sıkıntıları da esprili bir şekilde bizimle paylaşıyor: `Oyuncu diyor ki Sivas`a niye geleyim? Laila yok, la ilahe illallah var. Caddede gezmek yok, buz var. Ayağın kayar, ayağını kırarsın. Üstelik bunlarda para da yok. Yabancıları getirirken de onlara İstanbul`u gezdiriyorum. Cennete geldik diyorlar. Sivas`ı soruyorlar. `Perfect, perfect! (mükemmel)` diyorum. İstanbul`da anlaşıyorum. Adam mutlu. Sabah dokuzda uçağa bindiriyorsun. Uyku mahmuru. Sivas`a inince gözlerini bir açıyor. Ağaç yok. Etrafta kimse yok. Eşeği salmışlar, bayırdan aşağı iniyor. Tarlada inek otluyor. Anam diyor, nereye geldik! Ama imzayı atmış. Belki çarşı böyle değildir diye düşünüyor. Çarşıya geliyor. Alışveriş merkezi yok. Restoran diyor. Diyorum ki olacak. Üç beş sene içinde olacak.` Ama bugün Sivas`a özellikle de yerli oyuncu getirmek eskisi gibi zor değil. Takımın yakaladığı başarıdan dolayı sayısız oyuncu Bülent hocayla temasa geçmiş durumda.
Hatta buradan dört büyüklere transfer olmak bile mümkün. İşte ara transferin gözde ismi Mehmet Yıldız. Takımın hiç şüphesiz en önemli ismi, 11 gole imza atan bu oyuncu. Bülent hoca, İsmail Kartal zamanında Mehmet`i kadroya katmış. İsmail hoca onu oynatmamış. Ondan sonra gelen yabancılar da Mehmet`e forma vermemiş. Karol Pecze ona güreşçi demiş. Werner Lorant daha da ileri gitmiş, oyuncuyu kiralık göndermiş. Bülent hoca ise daha ilk maçında Mehmet`e formayı vermiş. O gün bugündür de hiç almamış: `Ona kötü de oynasan, iyi de oynasan bu forma senindir dedim. Şu an sistemimin en önemli ismi. O böyle giderse Türk futbolunda bir ekol oluşturacak.`
Bülent hoca transfer dedikodularından takımın etkilenmemesi için de bir dizi önlem almış: `Dedim ki her futbolcu satılıktır ama adam satmam. Oyuncularımı çağırdım, `sizi transfer için kim ararsa hoca bilir` diyeceksiniz. Dünyada benden iyi menajer mi var? Rakiplerimizin işi kafa karıştırmak. Kocaeli`de yaşadım. B u işleri iyi bilirim.`
`Hocam` diyoruz, `Siz hazır mısınız büyük takım çalıştırmaya?` Evet ya da hayır cevabı beklerken o bakın ne diyor? `Hayal edeceksin önce. Sonra çalışacaksın. Arzulayacaksın. Cenab-ı Hak da inşallah sana nasip edecek. Benim en büyük hayalim bir Anadolu takımını şampiyon yapmak. Bu yabancı hocalarla olmaz. Türkiye`de bir inanış var. Dört büyüklerden başkası şampiyon olamaz diye. Futbolcular da, hocalar da buna inanmış. Biz bunu geçen sene ortadan kaldırdık. G.Saray maçında şampiyonluğu kaçırdık. Gönüllerin şampiyonu olduk. Ama er geç bir Anadolu takımını şampiyon yapacağım. Kendimi iyi yetiştirdim. Futbol bittikten sonra yurtdışında eğitimlere katıldım. Bilgisayar desteği aldım. Fatih(Terim) hocaya baktım. 1996 yılında Efes`i Avrupa şampiyonu yapan ve Türk basketbolunun sınıf atlamasına öncülük eden Aydın Örs`ün alan savunmasını dikkatlice öğrendim. Gittim, ekonomi okudum. Kriz yöntemleri üzerine eğitim aldım. Kısacası kendimi geliştirdim. 24 saatimi bu işe veriyorum. Aynı kalpten aynı frekanslarla hangi takım olursa olsun bu hayalimi başarmak istiyorum. Bu Türkiye`de başarılacaktır. Allah, inşallah bana nasip eder. Daha yaşım 37.`
Bülent Uygun`a ısrarla büyük takım diyoruz. Ondan yine istediğimiz cevabı alamıyoruz: `Ben kimsenin hayallerini yıkarak bir yerlere gitmem. Kendi hayallerimi gerçekleştireceğim diye toplumsal hayalleri bir kenara bırakmam. Burayı şu an ancak A Millî Takım için bırakırım. Orada da çok değerli bir hoca var zaten.`
ANTRENMAN SİSTEMİNİN ADI: TÜRBÜLENT
Bülent hoca, Türk futbolunda bir felsefeyi değiştirdi. Artık çoğu futbolsever `Anadolu`dan bir takım şampiyon olabilir` diyor. O, 100 trilyona kurulan takımlarla 15 trilyonluk bir takımın mücadele edebileceğini tüm Türkiye`ye gösterdi. Sivas`ta bir ekol oluşturuyor. Takımın oyun sistemi topla oynamaktan çok, topla oynamamak üzerine kurulu. Geçen yıl küme düşen Kasımpaşa, 4 bin 700 dakika topla oynarken; lig üçüncüsü Sivas`ın topla oynama süresi 4 bin 200 dakika civarındaydı. Buna rağmen Kasımpaşa 120 gol pozisyonuna girerken; Sivasspor`un girdiği pozisyon sayısı 470. Bülent hoca, yaptıkları hataları maçların devre aralarında oyuncularına bilgisayar ekranında gösteriyor. Rakipleri iyi analiz ediyor. Bu sene oyuncularının gözlerinde de şampiyonluk ışığı gördüğünü söylüyor. Şehrin de kendilerine geçen seneye oranla daha fazla inandığını dile getiriyor. Sezonu en erken açan takım olmalarına rağmen ligi en üst sırada tamamlamalarının önemine dikkat çekiyor. Burada antrenman tekniklerinin önemine vurgu yapıyor. `Türbülans`tan esinlenerek `Türbülent` dediği bir antrenman sistemi var. Sivassporlu oyuncular bir gün neşe içinde çalışırken, diğer gün ağır antrenmanlara tabi tutuluyor.
Bülent hocaya son sorumuz şu oluyor: Peki, Sivasspor bu sene ne yapacak? Şampiyon olabilecek mi? Hoca, çok somut konuşuyor: `İkinci devrenin ilk maçı Galatasaray ile. O maçı kazandığımızda, yönetimimden istediğim iki-üç oyuncu var. Şehrin önde gelenleri bize destek verirse ve ben o transferleri yaparsam, Allah`ın izniyle şampiyonluk Sivas`a hayırlı, uğurlu olsun.`
SERVET, SİVAS`TA NASIL SERVET OLDU?
Bülent hocanın G.Saray`ın başarılı oyuncusu Servet Çetin üzerindeki emeği de yadsınamaz. F.Bahçe`de istikrarı yakalayamayan Servet, Sivas`ta başarılı bir grafik çizmiş ve oradan G.Saray`a transfer olmuştu. İşte, Bülent hocanın dilinden Servet`in hikâyesi:
Bir gün başkan aradı. `F.Bahçe Servet`i bırakıyor. Alayım mı?` diye sordu. Al dedim. `Aziz başkanla anlaşamam. O zaman sen gel al.` dedi. Gittik anlaştık. Sonra Servet kampa geldi. Biz antrenmanı bitirmiştik. Hocam dedi, ben bir ter idmanı yapayım. Baktım on tur attı. Dedim bu çocuk profesyonel. Sonra yaşantısına baktım. Küpe müpe takıyor ama on numara adam. İdmanda en geriden başlar, en öndekine tur bindirir. Bir gün onunla oturdum konuştum. Ona yaptığı hataları anlattım. `Oğlum` dedim, `Sen şu an Türkiye`nin en iyi oyuncususun. Ama sen bunun farkında değilsin. Bir kere bunun farkına var. Sen 10 numara değilsin. Ben sana 4 numarayı verdim. Fazla üretmeye çalışma. Senin görevin topu kesmek. Sonra da o topu alıp en yakın arkadaşına vermek.` Beni harfiyen dinledi. Ve inanılmaz çalıştı. Sene sonunda da G.Saray`a gitti.
BÜLENT UYGUN`DAN TÜRK FUTBOLUNA REÇETE
Bundan sonra Futbol Federasyonu`nda Antrenörler Derneği`nin temsilcisi, Profesyonel Futbolcular Derneği`nin temsilcisi olması lazım.
Hakemler profesyonel olmalı. Hakemlerin her birinin antrenörü olmalı. Her takımın analizleri hakemler için hazırlanmalı. Hangi oyuncu kendisini atar, hangi oyuncu ters çalım atar. Hakemler bunları önceden bilmeli. Hakeme iyi maaş verilmeli, iyi maç yönettiyse de ekstra prim verilmeli.
Şenes Erzik, Türk futbolunun en önemli adamı. Ama UEFA`da başka kimsemiz yok. Bir Venglos oraya girdi. UEFA`nın merkezine 60`a yakın Çek`i doldurdu. Erzik de orada bunu yapmalı. Hep ben olayım olmaz. Fatih Terim takım çalıştırmadığında UEFA`nın antrenörü olmalı.
Altyapı hocalarının maaşını Futbol Federasyonu vermeli. Federasyon, her takıma, Pro-Lisans eğitimi almış altyapı hocalarını getirmeyi mecbur kılmalı. Altyapı hocasına imkân verme, ondan sonra da `dünya çapında yıldız çıkmıyor` de! Nasıl çıksın?
BÜLENT UYGUN`UN AĞZINDAN SİVASSPOR KADROSU
Michael Petkoviç(Kaleci): Kiliseye gider, tesislere gider, akşam da evine gider. Türkiye`nin belki de en iyi kalecisi.
Akın Vardar(Kaleci): İlk on birde oynatamadığım için üzüldüğüm oyunculardan biridir. Altı vakit namaz kılar. Bir vakit eskiden kalan
borçlarını kapatmak için. Dünya iyisidir. Çok iyi çalışır.
Volkan Ünlü(Kaleci): Onu daha göremedim. Belinden sakatlandı. Almanya`da tedavisi sürüyor.
Mamadou Diallo: Gine Millî Takımı`ndan aldım. 50 bin Avro bonservis parası verdim. Beş yıllık anlaştık. Sudan ucuz.
Hayrettin Yerlikaya: Millî takımlarda oynayacak kapasitede. Sol tarafın Rambo`su. İstekli ve arzuludur.
Murat Sözgelmez: Çok çabuktur. İyidir. İnsanlığı da iyidir.
Sedat Bayrak: Melek gibidir. Karınca önünden geçse üç gün onun geçmesini bekler. Sonra kendisi geçer.
Abdurrahman Dereli: Kendindeki yeteneğin farkına sonradan vardı. İnanılmaz bir defans oyuncusudur.
Fabio Bilica: 7 karısı, 7 çocuğu var. Hepsine de bakar. Türkiye`nin en iyi stoperi.
İbrahim Dağaşan: Bursa`da üç dört sene oynadı. Şans bulamadı. Oradan aldım. Yetenekli ve görev verilince en iyisini yapan bir çocuktur.
Musa Aydın: Türkiye`nin orta sahadan kaleye kateden en iyi adamı. Takımına âşık, arkadaşlarına sevgiyle bakan bir oyuncudur.
Herve Tum: Lakabı doktor. Çok sempatik. Fransızca bilmediğim için ona Fransız aksanıyla `çekomastik izolasyon` diyorum. Bu esprim her seferinde çok hoşuna gider.
Muhammet Ali Kurtuluş: 2. Lig`de şampiyon olmamızı sağlayan, muhteşem gollere imza atan bir oyuncu. Oyun kurar, rakibin oyununu bozar.
Sezer Badur: Karşıyaka`dan aldık. Çok çalışan, istekli, arzulu. Almancı dediğimiz oyunculardan. Cola`yla Fanta karışımı bir içecek içer.
Konfory Sylla: Neşe kaynağı. Onu da Gine Millî Takımı`ndan aldım. Ön libero oynar. Sahada agresiftir.
Onur Tuncer: F.Bahçe`nin altyapısında yetişti. Bize Mardin`den geldi, iyi performans sergiledi.
Sergio Oliviera: Bizim takımda bonservis verip de oynatamadığım tek oyuncu. Benle Oğuz(Çetin) karışımı bir oyuncu. İnanılmaz yetenekli.
Faruk Baydar: Sol bek, sol içte oynayan yetenekli bir oyuncu.
Pini Felix Balilli: Ona tesislerde bir ağlama duvarı yaptım. Yabancılık çekmesin diye (gülüyor).
Mehmet Yıldız: Benim için de takım için de çok önemli bir oyuncu. Sivasspor`u bugünkü konuma getirdi. Savaşçılığı, mücadeleciliği, ağabeyliği, duruşu, yaptıkları ve yapacaklarıyla bir ekol oluşturdu. Bundan önce Türk futbolunda bir Hakan Şükür ekolü vardı. Bundan sonra da Mehmet Yıldız ekolü olacak. Şu anki sistemimim bir numaralı adamı.
Tayfun Emre Yılmaz: Gelecekte ümit bağladığımız bir oyuncu.
Murat Yılmaz: Sol tarafta oynayan genç bir arkadaşımız.
Eyüp Kadri Ataoğlu: Genç bir çocuk. tüm gazeteler

